DENİZ’Lİ HAYAT

DENİZ’Lİ HAYAT

"Bazı miraslar tapudan fazlasıdır; bir nefes, bir deniz kokusu ve geç kalınmış bir vazgeçiştir." Babasının vefatının ardından, hatıralarla dolu yazlığı bir "araba parasına" satmak için Foça'ya giden bir adamın hikayesi... Bir sabah denize açılan küçük bir balıkçı teknesinde, babasının kadim dostuyla yapılan o samimi sohbet, ona hayatın gerçek zenginliğini hatırlatır. Şehir hayatının gürültüsünden, son model hırslardan ve betonların arasından sıyrılıp; iyot kokusuna, "boklu kebaba" ve denizin huzuruna uzanan bir geri dönüş öyküsü....
YÜZDE YÜZ HÜZÜN

YÜZDE YÜZ HÜZÜN

"Gidenin boşluğu bir başkasıyla dolar mı, yoksa hüzün sadece şekil mi değiştirir?" En tutkulu anların ortasında gelen ansız bir veda... Sevdiği adamın yokluğunu kabullenemeyen bir kadının, acısını dindirmek için etik ve mantık sınırlarını zorlayan tehlikeli bir tesellisi. "Yüzde Yüz Hüzün", kaybın yarattığı boşluğu fiziksel bir benzerlikle yamamaya çalışan bir ruhun dramını anlatıyor. Gerçek aşk, sadece bir yüz ve bedenden mi ibarettir, yoksa hatıraların ağırlığı her benzerliği ezip geçer mi? Sarsıcı, tekinsiz ve hüzün dolu bir modern zaman trajedisi....
NANO SUİKAST

NANO SUİKAST

Avcı Av Olduğunda... Eskiden her şey daha basitti; bir silah, bir hedef ve soğukkanlı bir tetikçi. Ancak teknoloji, ölümün de kurallarını değiştirdi. Artık ölüm, bir joystick ucundaki mekanik bir arının iğnesinde saklı. Yılların tecrübeli suikastçısı, elindeki yüksek teknolojili "robot arı" ile avını beklerken, sırtında hissettiği sıcak bir kurşunla kendi sonuna uyanıyor. Asfaltın soğukluğunda kanı bir kanaviçe gibi işlenirken; geçmişin travmaları, babasının nasırlı elleri ve kayıp aşkı İrina arasında gidip gelen bir hesaplaşma başlıyor. Cumhur Ay'dan, teknolojinin acımasızlığı ve kaderin kaçınılmazlığı üzerine sarsıcı, kısa ve nefes kesici bir modern zaman trajedisi....
PARAMPARÇA

PARAMPARÇA

Kıskançlığın gölgesinde bir ev, bir kavga, bir vazo… Gece yarısı eve dönen bir adam, şüpheyle dolu bir kadın ve giderek büyüyen bir tartışma. Sözler ağırlaşır, suçlamalar çoğalır, deliller (!) ortaya saçılır… Ve sonunda öfkenin hedefi sadece insanlar olmaz; salondaki narin bir vazo da bu fırtınanın ortasında kalır. Bir evlilik kavgasının ortasında, sessiz tanık bir eşya anlatıyor: Kıskançlık, öfke, kırılganlık ve şiddet… Sonunda geriye kalan tek şey: paramparça hayatların simgesi olan parçalanmış bir vazo. “Paramparça”: Bir eşyanın gözünden, insan ilişkilerinin kırılganlığını ve öfkenin nasıl her şeyi darmadağın edebileceğini anlatan etkileyici bir öykü....
KAŞINTI

KAŞINTI

Bir kaşınma, tüm dünyayı sarsar mı? Sabah işe geç kalma telaşıyla başlayan sıradan bir gün, sırtındaki küçük bir kaşıntıyla kabusa dönüşür. Ama bu öyle sıradan bir kaşıntı değildir: bulaşıcıdır, durdurulamazdır, esnemek gibi yayılır… Bir anda otobüs durakları, metro, şirket, şehir ve sonunda bütün ülke kaşınmaya başlar. Basit bir kaşıntı salgını, fabrikaları kapatır, borsayı çökertir, devletleri felce uğratır. Ve işin en absürt yanı: bu küresel felaketin sorumlusu belki de tek bir kişidir. “Kaşıntı”: Gülünç ile korkunç arasındaki ince çizgide, absürt bir salgının bireysel bir krizden nasıl küresel bir felakete dönüştüğünü anlatan kara mizah dolu bir öykü....
SAPMA

SAPMA

"Geçmişin karanlığında bir ışık, zamanın dokusunda küçük bir çatlak..." "Aşk, fiziğin kanunlarına meydan okuyabilir mi? Melani’yi sonsuz boşluğa uğurlayalı üç yıl oldu. Şimdi elimde bir zaman saptırma izni ve kalbimde imkansız bir umut var. Sadece izlemem gerekiyordu; dokunmadan, seslenmeden, değiştirmeden... Ama sevdiğiniz kadının ölüme gidişini izlemek mi daha zordur, yoksa evrenin akışını bozma pahasına onu o boşluktan çekip almak mı? 'Sapma', yıldızlararası bir yasın, zamanın büküldüğü noktadaki sancılı hikayesi."...
ON NUMARA

ON NUMARA

Görünmez Bir Elin Çöplükten Uzattığı Umut: On Numara "Yıllardır bu sokaklarda çöp toplayan biri olarak, sorsalar ne yüzünü bilen olur, ne ismini, ne de cismini..." Kendi halinde bir atık toplayıcısı, her günkü gibi konteynerleri karıştırırken parmaklarının ucunda soğuk ve asil bir ışıltı hisseder. Kirli bir kutunun içinden çıkan pırlanta gerdanlık, sadece bir servet değil; aynı zamanda korku, şüphe ve hayallerle dolu bir imtihandır. Cumhur Ay, toplumun en alt basamağındaki bir insanın gözünden; şansın, adaletin ve 'sıradan' olmanın ağırlığını sarsıcı bir dille sorguluyor. Bir çöp konteynerinde başlayan bu hikâye, sizi 'on numara' bir vicdan muhasebesine davet ediyor....
BAYAN YANI

BAYAN YANI

Bir yolculuk, bir tartışma, bir farkındalık… İzmir’e dönüş yolunda sıradan bir otobüs yolculuğu, “bayan yanı” kuralıyla başlayan bir tartışmaya dönüşür. Muavin, yolcular, kurallar ve önyargılar… Bir yolcunun ironik çıkışıyla bütün dengeler altüst olur: “Ben gayim.” Bu beklenmedik tepki, yolculuğu sadece Sabuncubeli’nin virajlarında değil, toplumsal normların kıvrımlarında da sallamaya başlar. Yan yana oturmak, yan yana yaşamak, yan yana düşünmek… Öykü, küçük bir yolculuk anından büyük bir toplumsal sorgulamaya kapı aralıyor. “Bayan Yanı”: Otobüs koltuğundan yükselen ses, aslında hepimizin hayatına dokunan bir tartışmayı anlatıyor....